| Yazan: Administrator,
Tarih: 13-06-2008 20:34
|
Okunma Sayısı : 388  |
Beğenilme : 24 |
2003 yapımı, Ang Lee imzalı ilk Hulk filmi, biçimsel çabalarını ne kadar takdir etsek de, entelektüel emellerini popüler sinemayla yeterince birleştirememiş ve hem izleyici hem de dünya çapındaki eleştirmenler tarafından hayalkırıklığı olarak görülmüştü. Bu yıl kendi bünyesinde bir yapım şirketi oluşturan çizgi roman devi Marvel de Iron Man’in ardından ilk olarak yeşil devi beyazperdeye geri döndürmeye karar verdi. İlk Hulk filminin sebep olduğu tatminsizlik, ticari kaygılardan bile daha baskın bir gerekçeydi bu kararda.
Fakat bu kez de eğlenceli olmak uğruna, nitelikli bir çizgi roman uyarlaması yaratmak noktasında tavizler verildiğini görüyoruz. The Incredible Hulk, tamamen aksiyona ve abartılı görsel efektlere yüklenen, adeta lise çağındaki genç erkekleri hedefleyen bir iş olmuş. Ang Lee’nin, her ne kadar popüler sinemayla dengeyi tam tutturamamış olsa da, üslup açısından gösterdiği cesaretten bu filmde iz yok.
Bu kez Edward Norton tarafından canlandırılan Bruce Banner, artık hayatını saklanarak sürdürmektedir. Fakat küçük bir talihsizlik Amerikan ordusunun onu bulmasına sebep olur ve yeniden kovalamaca başlar. Bruce, ordunun silah araştırmalarına malzeme olmak istememekte ve öfkelendiğinde Hulk’a dönüşmesine sebep olan anomaliyi vücudundan atmanın yollarını aramaktadır. Bunu başarana kadarsa, sadece değişim geçirmesini önleyecek çözümlerle idare eder; fazla heyecanlanmamak, öfkesini kontrol etmeyi öğrenmek gibi.
 |
Son dönemdeki çoğu aksiyon filmi gibi Jason Bourne serisine öykünen ve Son Ultimatom’u fena halde hatırlatan bir Brezilya sekansıyla açılıyor film. Her nasılsa hiçbir yerli çetenin müdahale etmediği, çatılarda ve dar sokaklarda geçen takip sahnesinin ardından, aksiyon yavaştan anavatanı Amerika’ya yöneliyor. Bruce Banner, eski aşkı Betty Ross ile karşılaşıyor. Birlikte, Betty’nin babasından ve ordunun ilaç deneylerine gönüllü denek olup üstün güçlerle donanan Emil Blonsky’den kaçıyorlar.
İlk filmde Hulk’u Eric Bana canlandırmıştı. Onunla karşılaştırıldığında Edward Norton, hele hele bir bilim insanı olarak çok inandırıcı değilmiş gibi geliyor ilk bakışta ama aslında onun gibi daha sıradan, hatta neredeyse çelimsiz birinin çizgi romandaki Bruce Banner’a daha yakın durduğunu sanıyorum. Norton’un oyunculuk gücü de filmin artı hanesine yazılıyor tabii. Fakat aynı şeyi Jennifer Connelly yerine seçilen Liv Tyler için söylemek mümkün değil. Oyunculuk yeteneği sınırlı olan Tyler, özellikle Norton’la karşılıklı sahnelerinde bayağı eziliyor. Film boyunca da ağlarken güzel gözükmekten başka pek işe yaramıyor. Filmin romantizmi, biraz da bu yüzden yeterince işlemiyor.
Yan rollerde Tim Roth ve William Hurt gibi usta oyuncular, son derece sığ bir şekilde yazılmış karakterlerine derinlik katabilmek için ellerinden geleni yapıyor ve kısmen de başarıyorlar. Ama bu bireysel çabalar pek yeterli değil.
Filmin en temel sorunu senaryo. Yeni Hulk filmi, kendi başına neredeyse hiç dramatik çatışma kurmuyor. Karakterler arasındaki tüm çatışmalar, filmi taşıyan hemen her çelişki aslında Lee’nin filminden devralınmış ve bu filmde yeniden izah edilmemiş. Bu filmin kurduğu tek yeni çatışma Bruce Banner (Hulk) ile Emil Blonsky (Abomination) arasında ve o bile sadece aksiyona hizmet edecek kadar kullanılmış.
 |
Basit bir örnek olarak, Bruce Amerika’ya döndüğünde, Betty’nin yeni bir erkek arkadaşı olduğunu öğreniyor. Betty’yi yeniden elde edebilmesi için bir engel oluşturmasını bekliyor insan bu durumun. Fakat hayır, Betty onu gördüğü andan itibaren yeni sevgilisini anında unutuyor. Dramatik bir çatışma sağlayabilecek bu yan karakter, hiçbir işe yaramadan kayboluyor perdeden. Filmin bu tür yan öyküler yaratmak konusunda sadece beceriksiz değil, aynı zamanda isteksiz olduğunu söyleyebiliriz sanırım.
Daha önce Transporter gibi filmler yönetmiş olan Fransız Louis Leterrier, sadece aksiyonla ilgileniyor. Fakat iyi çizilmiş karakterler ve dramatik çatışmalarla desteklenmemiş aksiyon, izleyen üzerinde gerçek bir etki bırakmıyor. Bu örnekte, giderek öyle kaotik bir hal alıyor ki film; gürültülü ses efektleri, abartılı görsel efektler ve nefes aldırmayan tempo içinde insan gerçekten bunalıyor.
Kabul etmeliyiz ki, bazılarımız için feci derecede sıkıcı olan bu aksiyon bombardımanı, özellikle genç seyirci için pekala zevkli olabilir (bkz. Transformers). Dolayısıyla, gişede başarılı olması kaçınılmaz The Incredible Hulk’ın. Ama sinemasal olarak, çok kötü değilse bile, can sıkıcı ölçüde vasat bir film. Bu filmden zevk alacakların bile aslında gerçekten umursayacakları herhangi bir karakter veya durum yaratamıyor. Şu günlerde üzerine türlü spekülasyon yapılan, Edward Norton’ın savunduğu daha uzun versiyonunu ilerde izleyebilirsek eğer, belki onun üzerine daha farklı şeyler söylemek mümkün olabilir.
Son Güncelleme : 13-06-2008 20:34
|
|
|