| Yazan: Administrator,
Tarih: 10-08-2008 19:39
|
Okunma Sayısı : 56 |
Beğenilme : 10 |
Sadece anne karnını veya aynı odayı değil, yönetmen koltuğunu da paylaştılar. Zekice yazılmış senaryolarla farklı sinema türlerini dolaştılar ve sayısız başyapıt ürettiler. Oscar 2008 artık onlarla anılıyor. Beyazperde yazarları olarak toplandık ve Oscar sonuçlarını öğrendikten sonra geçmişe dönüp baktık, Coen'ler bugüne kadar neler yapmışlar. Neler başarmışlar? Ali Ercivan: Coen Kardeşler, yaklaşık 20 yıldır, Amerikan sinemasının en kendine özgü yaratıcıları olarak zihinlerde yer ettiler. Geniş seyirci kitlelerinin ilgisini çekebilmiş filmlere imza atmamış olsalar da, sinefil veya bizzat sinemacı olan herkesin gözünde yerleri özeldir. Dolayısıyla, benzer konumdaki tüm sinemacılar gibi onlar için de günün birinde Oscar kazanacakları beklentisi hep vardı. Ve tıpkı Martin Scorsese gibi onlar da en beklemedikleri anda ulaştılar Film ve Yönetmen Oscar’larına. Zamanlama uygundu. Sıraları gelmişti. Filmlerinin gişesi de bu kez yeterince iyiydi. İşçilikleri ise muazzamdı. Akademi’yi mest eden klasik bir yapım yoktu onlara rakip çıkacak ve Oscar’da son yılların yükselen bağımsız sinema trendine şık bir zirve olması için Coen’lerin zaferi idealdi. Kimsenin bu duruma itirazı olamazdı. Olmadı da… Ama şahsi görüşümü soracak olursanız; ben hala en iyi filmlerinin, erken dönemlerinden Miller’s Crossing olduğunu söylerim. Ayşegül Kesirli: Oscar Akademisi, istisnai durumlar haricinde En İyi Yönetmen ve En İyi Film gibi büyük ödülleri tek bir filmin başarısını göz önünde bulundurarak değil, geçmişte yeterince takdir etmediği sinemacılara borcunu ödemek için dağıtıyor bana kalırsa. Bu yüzden bu seneki Oscar yarışından No Country for Old Men'in galip çıkması şaşırtıcı değil. Ethan ve Joel Coen, Fargo ile kaçırdıkları En İyi Yönetmen ve En İyi Film ödüllerini No Country for Old Men ile kucakladılar diyebiliriz. Öte yandan ikilinin Fargo ve No Country for Old Men arasında kalan on bir senelik zaman diliminde ve öncesinde de birçok kez Oscar heyecanı yaşadığını unutmayalım. Barton Fink, Nerdesin Be Birader? ve Orada Olmayan Adam gibi Coen filmlerinin görüntü yönetmenlerinin, oyuncularının ya da kostüm tasarımcılarının Oscar yarışına girdiği dönemlerde Coen Kardeşler hep geri planda kalmıştı. Dolayısıyla bu sene Oscar Akademisi, ikiliyi ödül yağmuruna tutarak geçmiş yıllardaki kayıtsızlığının kefaretini ödedi belki de. Böylelikle Coen kardeşler şimdilik sıralarını savmış oldular. Ama Akademi bu sefer de Paul Thomas Anderson’a borçlanmış gibi gözüküyor. Oktay Ege Kozak: Akademi, nedense efsanevi yönetmenlerin uzun zaman önce çektikleri başyapıtlara değil de, sonradan çektikleri elle tutulur filmlere Oscar’ları dağıtmak gibi ilginç bir geleneğe sahip. Bu konuda ilk akla gelen isim tabii ki Taxi Şöförü, Kızgın Boğa ve Sıkı Dostlar ile bir kenara atılan ve Köstebek ile Oscar alan Martin Scorsese. No Country For Old Men, Köstebek'ten daha başarılı ve akılda kalır bir örnek olsa da, Coen'lerin 96 yılında Fargo ile bu ödülü hak ettikleri tartışılmaz. Yine de geç olsun da güç olmasın. En azından Coen kardeşler Scorsese gibi Oscar için 60 yaşına kadar beklemek zorunda kalmadı! Orkan Şancı: “İki kafalı yönetmen” Coen kardeşler, 12 yıl önce karlı dağlarda Fargo ile başaramadıklarını çöl sıcağı altında bir başka “sakar” suç filmiyle başardı. No Country For Old Men, ihtiyarlara neden yer olmadığını anlatırken, kamera arkasındaki kardeşlerin çoktan hak ettiği altın heykelciğin habercisi gibi parıldamıştı zaten. Coen’ler, fazla zeki olmayan karakterlerin suça karışıp başlarına çorap örmelerini, hiç bu kadar heyecan verici anlatmamıştı. J. Bardem’in komik saçıyla terör estirmesi, yapısal bakımdan aslında “orada olmaması gereken” final sahnesiyle tam bir Coen klasiği, unutulmaz bir sinema dersi. Oscar bu kez gerçekten iyi bir filme gitti. Coen’lere gönlümüzde yer var! Zafer İlbars: Coen kardeşler konusunda çok büyük laflar etmek istemem, ama illa ki haklarında bir şeyler söylemek gerekirse kendilerine "nüans ustaları" demek isterim. Gerçekten inşa ettikleri dünyalar, yakaladıkları nüansların yarattığı muaazzam farklılıklarla bizleri cezbediyor. Coen kardeşlerin filmlerinde büyük fotoğraflara bakarsak son derece sıradan öyküler göze çarpıyor. Ama o sıradan yollar birden bire öylesine esrarengiz ve maceraperest yan yollara sapıyor ki, her yolculukta bir sürpriz sizi bekliyor. Bu sürprizlerin ve tabi ki ulaşılacak doyumların beklentisine girmek, buna hazırlıklı olmak bile vaad ettikleri deneyimlerin ne derece özel olduğunu kanıtlıyor. Sanırım insanların her Coen kardeşler filminden sonra değişik hallere bürünüp, bu adamların filmlerinden aldıkları hazzı en orijinal biçimde anlatma yarışına girmesi de bununla alakalı. Adamlar seyircisini bile bir üslup sahibi yapıyor. Zaten bu sevgili kardeşlerimizin Oscar törenindeki hal ve tavırlarını görünce o acayip filmlerin nasıl çıktığını anlıyorsunuz. Her iki yönetmene de, her türlü övgüyü “kardeş payı” olarak göndermek gerek. Serdar Kökçeoğlu: Doksanların sonunda sinema eğitimi almaya başladığımda, Coen kardeşler "film izleyen" sinema öğrencilerinin gözünde oldukça ilginç bir yerdeydi. Onların yaptığı komedi sineması bir tür "akıllı" komedi sineması gibiydi. Elektronik müzikteki "Intelligent Dance Music" gibi. Elektronik müziğin akademik, ciddi ve deneysel yönüyle ilgilenenler için düşünülmüş olan bu isim altındaki müzikte ağır ve kasvetli melodilerle dans müziği birleşiyor ve ortaya bir tür "beyin dansı" çıkıyordu. Galiba bu "beyin dansı" Coen kardeşler'in filmlerine de uyuyor. Bir yanda gayet zekice yazılmış, ders niteliğinde bir senaryo, öte yanda dansı hatırlatan esrik bir eğlence. Komedi sinemasını hafif bulanların bile utanmadan sıkılmadan keyif aldığı filmler bunlar. Belki en karanlık ve kasvetli filmlerinden biri olan İhtiyarlara Yer Yok'ta bile göz önünde olmayan, yorumlanmayı bekleyen sağlam bir mizah var. Şüphesiz ayakta alkışlanacak bir deneme. Fakat Oscar gecesi değil; ben doğrusu bu performansımı Kan Dökülecek için saklamıştım.
Son Güncelleme : 10-08-2008 19:39
|