Dost Siteler

İndir
Paylaş TV

Üye profilleri

Üye Bağlı Değil

Kimler Çevrimiçi

0 üye ve 0 misafir bulunmakta
Şu an hiçbir üye yok.

Toplam Üye

8500 registered
0 today
0 this week
0 this month
Last: By_SeCoO
 
 
O ne öpüşme öyle PDF 
(5 Oy)

 
Kara Şövalye PDF 

Yazan: Administrator, Tarih: 02-08-2008 00:07

Okunma Sayısı : 136    

Beğenilme : 9

 

Kara şövalye'de Batman’in girişini müjdeleyen ilk çekim, yönetmen Christopher Nolan’ın süperkahraman türüne getirdiği orijinal dengeyi özetliyor. Sahte Batman’lerin engellediği bir uyuşturucu satışı (O uyuşturucuyu kimin sattığını Batman hayranları kolayca tahmin edebilir) sırasında gerçek Batman, kötü adamlardan birinin silahını tutar ve silahın ucunu bozar. 30'lu yılların eski Superman çizgi serilerinden beri türün baştacı olmuş, on yıllardır parodisi yapılmış bir klişe. Fakat ikinci izleyişte gözüme çarpan bir detay çekimi, Batman’in avucunda sert objeleri kırmasını kolaylaştıran gizli bir metal mekanizmayı gösteriyor.

Nolan’ın Batman’i işte bu iki yaklaşımın mükemmel bir buluşması. Her süperkahraman hikayesinin yaptığı gibi iyi ve kötü arasındaki bitmez tükenmez savaşı mitolojik boyutlarda incelerken aynı zamanda karanlık, sert ve gerçekçi bir dünya yaratıyor. Bu bakımdan Kara Şövalye, belki de gelmiş geçmiş en başarılı süperkahraman uyarlaması olmanın yanında, yılın en iyi filmlerinden biri, türü her ne olursa olsun...



Christopher Nolan, senaryosunu beraber yazdığı kardeşi Jonathan ile, 2005 yılının en iyi süperkahraman filmi Batman Başlıyor’un karanlık ve gerçekçi tonunu bir kaç kilometre arttırıyor. Çizgi roman uyarlamalarından beklenen atmosferik ve stilize görsel yapı yerine Büyük Hesaplaşma ve Köstebek gibi filmlerden beklenen, Michael Mann, Martin Scorsese tarzı sert ve merhametsiz bir suç metropolü yaratılıyor yeni Gotham ile. Kara Şövalye ile artık Tim Burton’ın gotik Gotham’ından çok çok uzaklardayız.

Filmi açan soygun sahnesi, soğuk ve gri tonlara sahip görsel yapısı ve her soyguncunun diğerine ihanet ettiği karmaşık hikaye yapısı ile Kara Şövalye’nin atmosferi için Büyük Kapışma’dan ilham aldığını itiraf eden Christopher Nolan, hiç zaman kaybetmeden Michael Mann göndermelerine başlıyor. Kara Şövalye’nin senaryosu bu tür metropolitan suç hikayelerine uyacak biçimde daha eşit oranda ağırlık veriyor karakterlerine ve konu elementlerine. Yani bu sefer ilk filmin aksine tamamiyle Batman’in hikayesine odaklanmaktansa, bu dünyayı işgal eden diğer karakterlerin kendilerine ait başlangıç-gelişim ve sonuçlarına şahit oluyoruz.

Batman’in bu sefer ön plandan biraz gerilemesi, dogmatik Batman hayranlarını ilk bakışta hayal kırıklığına uğratabilir. Nolan kardeşlerin senaryoya getirdiği alışılmamış kahraman odaksız yaklaşımı, başka ellerde geri tepebilirdi. Fakat bütün ana karakterlerin kendi hikayeleri, ana yarasamızın hikayesi kadar, hatta belki de daha başarılı ve kişisel anlamda ilgi çekici. Gotham’ın umut ışığı saçan Beyaz Prens’i Harvey Dent’in (Aaron Eckhart) burada hiçbir sürprizini bozmak istemediğim hikayesi, yürek burkan, klasik tanımıyla bir trajedi. Teğmen Gordon’un (Gary Oldman) kendini ve ailesini sadece Joker olarak tanınan vahşi psikopattan korumak için verdiği bazı kararlar, ilk filmde az kullanılmış bu ilginç karakteri daha ön plana çıkarıyor.

Joker’den bahsetmişken, işte bu eleştiriyi okuyan herkesin büyük ihtimalle en çok merak ettiği soruya geldik: Parlak kariyeri beklenmedik erken ölümüyle kesilen Heath Ledger’ın Joker performansı başarılı mı? Ledger, kanımca son rolü ile ayrıca kısa yaşamının en iyi ve en çok akılda kalacak performansını ortaya koyuyor. İlk çizgi roman sayılarından beri Batman’in has düşmanı olarak bilinen Joker, 60'lı yıllardan Jack Nicholson’lu 80'li yıllara uzanan sinema macerasında ilk kez oyuncu, şakacı palyaço komedyasından sıyrılıyor. Kara Şövalye’nin Joker’i, karakterin orijinal versiyonuna en çok yaklaşan, kural tanımaz, durduralamaz, anarşik, vahşi ve acımasız bir psikopat. Ledger’ın isimsiz ve geçmişsiz Joker’i, bir bakıma kötülüğün ve kaosun bir insanda somutlanmış hali.

Bir çok eleştirmen, Ledger’ın performansını Anthony Hopkins’in Hannibal'ıyla eşit tutuyor. Ben bu görüşe katılmıyorum. Bence Ledger ile hayat bulan Joker, Hopkins’in yorumundan ileriye giderek kötülüğün saf boyutlarına iniyor ve daha ilgi çekici, daha ürkütücü bir psikopat yaratıyor. Kara Şövalye’nin Joker’i tanımlanamaz, insafsız bir yıkıcı güç. Alfred’in dediği gibi “Bazı insanlar anlaşılamaz. Bazı insanlar sadece dünyanın yanmasını izlemek ister.”



Ledger’ın Joker ile Oscar’a aday olacağı kesin, ve bence bu onurun aktörün zamansız ölümüne göndermede bulunan bir duygu sömürüsünün ötesinde tamamiyle hakedildiğini düşünüyorum.

Filmde oyunculuklar Christian Bale, Aaron Eckhart, ve Gary Oldman’dan oluşan kadrosu ile tek kelimeyle mükemmel. Batman Başlıyor’un tek çürük elması Katie Holmes’un yerini bu sefer Hollywood’un çok daha yetenekli aktrislerinden Maggie Gyllenhaal doluruyor. Bu sayede Batman’in romantik bağlantısı Rachel Dawes, daha üç boyutlu bir karaktere dönüşüyor. Batman’in doğru ile yanlış, iyi ile kötü arasındaki hassas dengeyi bulmasında hayati önem taşıyan iki kılavuzu, Alfred ve Lucius rollerinde Michael Caine ve Morgan Freeman, filmin ahlaki pusulasını oluşturuyor.

Christopher Nolan, şimdiden sadece iki film ile 60'ların televizyon dizisinin ve 90'ların dört filminin yapamadığını başarıyor ve Batman karakteri üzerine ayakları yere basan, elle tutulur bir mitoloji oluşturuyor. Kara Şövalye üzerine edindiğim tek hayal kırıklığı, şimdiden efsane olmuş serinin yeni bölümü için üç sene daha beklemek zorunda olmam.

Dipnot: Her ne kadar çoğunlukla çocuklara pazarlanan süperkahraman türüne ait olsa da, filmin 10-12 yaş altı genç çocuklar için fazla vahşi, karanlık ve korkutucu olduğunu düşünüyorum. Filme gitmeden önce ebeveynlerin çocuklarının yaşını ve bu tür korkutucu ve karanlık sahnelere olan alışganlığını göz önünde tutmalarını tavsiye ederim.

Son Güncelleme: 02-08-2008 00:07

Anahtar kelimeler : Film, Vizyondaki Filmler, Kara Şövalyebatman, betmen, film download, film indir, film izle
Okuyucu Yorumları Bu gönderiyi websitemde yayınlayım Beğendim Yazdırayım Arkadaşıma göndereyim del.icio.us 'a kaydedeyim ilgili makaleler
 
İkiye Bölünen Kız PDF 

Yazan: Administrator, Tarih: 06-05-2008 18:33

Okunma Sayısı : 137    

Beğenilme : 15

Claude Chabrol’u nasıl bilirsiniz? Fransız. “Yeni Dalga”nın öncülerinden. Burjuvaziyi eleştiriyor, bunu sık yaparak onları ehlileştirme pahasına. Nedense Hitchcock’a takıntılı. Marksist. Sonunda “ist” ya da “izm” olan her düşünce sisteminde olduğu gibi Chabrol de radikal değişimlerden hoşlanmıyor. Burjuvaziyi, cinsel kıskançlığı, cinayeti her konu edişinde, yola nasıl çıktıysa öyle bitirmek istiyor. Kara komedi ya da gerilim, hep aynı filmi çekmeye çalışıyor (Biri Haneke’nin Funny Games U.S.’i mi dedi!!).

İçinde “yeni” sözcüğünün geçtiği bir akımın kurucularından sayılan bir adamın, sinemasını yenileyememesi ironik.

 


"İkiye Bölünen Kız”, TV’de hava durumu sunan sıradan Gabrielle (Ozon’un havuzundan çıkmış balık şaşkınlığındaki Ludivine Sagnier)’e nedense aşık olan yaşlı-ödüllü yazar Charles (François Berleand) ile aynı sarışında bizim göremediğimiz bir şey bulduğu aşikar genç-züppe Paul (Benoit Magimel)’ün çatışması üzerine. Burada ikiye bölünen, kızdan çok, yakın çevresinin hatta ailesinin karşı çıkacağını bile bile bu aşka gönlünü kaptıran iki erkek bence. Kızımız ise son derece rahat. Annesiyle yemeğe çıkıp yaşlı bir adamdan “neler öğrendiğini” anlatmaktan imtina bile etmiyor (Oysa adam öpüşmeyi bile bilmiyor!). Sanki Chabrol, burjuvaziyi değil de burjuvaların baştan çıkarttığı saf bir kızı eleştirmeye çalışır gibi. Sevdiği kadının yaşlı yazarla birlikte olmasını sindiremeyen Paul ise, gururu ile aşkı arasındaki kısa süreli savaşı kaybediyor, sonuna kadar direniyor.

Chabrol’ün Gabrielle karakteriyle seyirci arasında bir özdeşleştirme gayretinde olmasını zaten beklemiyorduk. Bunu daha önceki filmlerinde de pek tercih etmemişti. (Ona karakterlerine mesafeli “donuk bakışlı Tanrı” demeleri bu yüzden). Ama inandırıcılıktan bu kadar uzak düşmek niye? Chabrol, genç kız ile yaşlı yazar arasında tutkulu bir aşk olduğu konusunda neden tek bir karede bile ikna edici değil? Hava durumu sunucusu kız üzerinden TV dünyasındakilerin kokuşmuş ahlaksızlığı, zengin entellektüellerin tiksinti veren sapıkça fantezilerini anlatmak, doğru bir tercih olmuş mu? Oyumuzu neye kullanacağız? Burjuvazinin gözyaşlarına mı, yoksa aşkı için acı çektiğine bir an bile inanmadığımız karakterine mi?

Adını sinema ansiklopedilerine yazdıran bir adamın filminde, fetiş öğelerden ziyade sinematografi açısından heyecan verici birşey bulmak istiyor insan. Beyoğlu’nda iki üç kişinin bulunduğu bir sinema salonunda perdeye bakarken bir şeyler öğrenme, farketme arzusu sarıyor bünyeyi. Oysa Chabrol’ün kamerası, en az kendisi kadar yaşlı.(oysa yaş sorun olmamalı zira ondan yalnızca 5 yaş genç Woody Allen da her sene bir film çekiyor, üstelik kendisini yenileme cüretini göstererek). Filmin finalinde Gabrielle ile dayısı arasındaki sahneye dikkat edin. Kız onu sokak ortasında yakaladığında, kibar dayısı yürürken kameramana çarpmamak için resmen manevra yapmak zorunda kalıyor! Chabrol’ün kamerası pan denilen yatay hareketten de nasibini almamış görünüyor. Yemek masasında insanların birbiriyle etkileşimini kesmelerle vermek hala hoşuna gidiyor (Bir de şaraptan hala anladığını bilmemizi istiyor).

 


Usta anlatıcı, bu yeni filminde iç mekanlara o kadar fazla ağırlık veriyor ki, en mahkum ruhlu olanların bile içi sıkılacaktır. Dahası Hitchcock’u bu kadar iyi bilen bir adam olmasına rağmen, herhangi bir klostrofobik plan ya da gerilimi artırıcı plan-sekans kaygısı gütmeden dar mekanlarda kalmakta ısrar ediyor. Bir sahnede, Paul ve Gabrielle dışarıya birlikte elele çıktıklarında içimiz ferahlıyor, orasının kent dışında bir tatil beldesi olduğunu anlamamız gerektiğini geç farkediyoruz!

Eleştirmenlerin kullandığı genel ifadeyle “İkiye Bölünen Kız”, Chabrol’ün iyi filmlerinden biri değil. Ama zaten iyi bir film de değil! Başka bir ismin hanesine artı olarak yazılabilecek sinemasal bir başarı yok ortada. İki farklı erkek arasında kaldığı falan da yok kızın. İkiye bölünenin bile kendisi olmadığını öneriyorum. Bir ustanın, bir tarihin elinden çıkmış bile olsa ortada eskimiş bir sinema örneği olduğunu düşünüyorum. Eski ile tarih farklı şeyler çünkü...

Son Güncelleme: 06-05-2008 18:33

Okuyucu Yorumları Bu gönderiyi websitemde yayınlayım Beğendim Yazdırayım Arkadaşıma göndereyim del.icio.us 'a kaydedeyim ilgili makaleler
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 162 - 184 Toplam: 214