Üye profilleri

Üye Bağlı Değil

Kimler Çevrimiçi

0 üye ve 0 misafir bulunmakta
Şu an hiçbir üye yok.

Toplam Üye

8500 registered
0 today
0 this week
0 this month
Last: By_SeCoO
 
 
Wanted PDF 

Yazan: Administrator, Tarih: 08-07-2008 20:06

Okunma Sayısı : 8

Beğenilme : 9

 

Amerikan sineması Rus topraklarından genellikle kötü adamlar çıktığını savlar. Gerçek dünyada durum hayli farklı. Zira aynı topraklar iyi yönetmenler de çıkarıyor. “Nightwatch”, “Daywatch” ile Rusya’yı sallayan, yakında “Twilight Watch” ile üçlemeyi tamamlayacak olan Kazak asıllı Rus yönetmen Timur Bekmambetov nihayet Hollywood’daki ilk filmini çekti.

Vertov, Eisenstein, Tarkovsky, Sokurov gibi isimlerin çıktığı coğrafyadan gelince, insan “Rus sinemasının yeni temsilcisi acaba bu adam mı” diye sorabilir. Elbette ki değil. Bizzat kendisinin dediği gibi ”sadece kendisini temsil eden” bir sinema anlayışıyla karşı karşıyayız. Üstelik Bekmambetov, orijinal bir sinemacı olarak anılmasını tehlikeye atacak şekilde filmlerine yerleştirdiği doğrudan referanslarla çok önceden beri Hollywood ekseninde çalışıyor. Rus sokaklarındaki aksiyonu Wachowski Kardeşler gibi çekmeye çalışmaktan, anlatım yapısını Tarantino gibi hunharca bozmaktan gocunmuyor. Etkilenmekten o kadar çekinmiyor ki “Wanted” için “Matrix-Fight Club kırması” diyebiliyor.



İskoç çizgi roman yazarı Mark Millar’ın eserinden uyarlanan filmin ona emanet edilmesi boşuna değil. Hem Millar’ın başından beri karşı olduğu “aşırı Amerikan film” yapısı önlenmiş, hem de Bekmambetov’un tüm referanslarını bol kepçe kullanmasına rağmen orijinal kalmayı başarabildiğine tanıklık etmek için güzel bir fırsat doğmuş.

Hikayeyi biliyorsunuz. Matrix’teki Neo misali, kendini keşfeden bir kahraman. Onun kendisini keşfetmesine yardımcı olan bir ekip, elbette bu ekibin güzel dişi üyesi ile esas oğlan arasındaki kimya. Aslında Wanted için serbest bir Matrix uyarlaması demek bile mümkün. Ama Bekmambetov ne yapıyor ediyor, falsolu kurşunları, fiyakalı araba kovalamaca sahneleri, patlayan fareleriyle kendine has görsel bir dünya kuruyor, üstelik tüm bunları hikayeye hizmet edecek şekilde kullanma becerisini gösteriyor.

İlk Matrix filminin başında Trinity havaya sıçrayıp havada asılı kalarak seyirci için yeni bir evrenin kapısını açmıştı. Aynı durum Wanted’da da mevcut. Yönetmenin emektar oyuncusu Konstantin Khabensky’nin filmin hemen başında asansör kabininden hız alarak saldırıya geçtiği sahne, benzer bir evren-bilinç açma sekansı olarak değerlendirilebilir.

Timur Bekmambetov, en pahalı filminin yaklaşık 15 katı büyüklükte, yaklaşık 70 milyon dolarlık bütçenin altına girmekten çekinmemiş. Yönetmenin bunun altından kalkmasında senaryonun ve kasting’in rolü büyük. “3:10 To Yuma” için çok başarılı bir remake senaryo üreten ikili Michael Brandt-Derek Haas gerçekten klas iş çıkarmış. Metnin son halini elden geçiren Chris Morgan’la birlikte ekibin geçmişte başarısız “Hızlı ve Öfkeli” devam filmlerine imza atmış olmaları ise enteresan.

Kasting ise senaryodan bile iyi. Bekmambetov’un Rusya’daki aksiyon filmlerine hayran kalan Angelina Jolie’den sonra kadroya Morgan Freeman gibi ağır bir ismin dahil olması, çıtayı haliyle yükseltmiş. Başrol için düşünülen ilk isimlerden olmamasına rağmen hayli isabetli bir tehcih olduğu anlaşılan James McAvoy’ın performansına hayran kalacaksınız. Genç aktör hınzır bir büyücü. Dövüş Kulübü’ndeki gibi hikayeyi anlatıyor, en az o filmdeki kadar da dayak yiyor. McAvoy, her “üzgünüm” dediğinde kahkayı basacaksınız.



Yönetmen, senaryo, oyunculukların başarısından bunca söz edip, “kaderinizi seçin” şeklinde özetlenebilecek filmin esas cümlesine geç değinecek olmamız boşuna değil. Wanted, beklentileri karşılamakta o kadar başarılı ki, insanın hayranlığını anlatası geliyor. Tüm benzerliklerine karşın o filmlermiş gibi yapmıyor, aynı değil “farklı” olmayı başarıyor.

Emir kipine sahip slogana gelince. Wanted, seyircisine karşı son derece haşin aslında. “Hayatını gözden geçir, yanlışları düzelt” derken sert, harekete geçilmesini isterken kendisiyle dalga geçebilecek kadar da zeki. Kehanetlere inanan bir grup kaderci insanın içine düştüğü çıkmazı gördüğünüzde aklınıza “Matrix Reloaded”daki Morpheus gelecektir. Kaderi, kadercilerin yazdığını söyleyen, “kendi kaderine sahip çık” diyen, bu cümleleriyle gönlümüzü bir kez daha fetheden bir film.

Bayinizden ısrarla isteyin.

Son Güncelleme: 08-07-2008 20:06

Okuyucu Yorumları Bu gönderiyi websitemde yayınlayım Beğendim Yazdırayım Arkadaşıma göndereyim del.icio.us 'a kaydedeyim ilgili makaleler
 
Bir Çılgının İçinde PDF 

Yazan: Administrator, Tarih: 18-07-2008 16:37

Okunma Sayısı : 10

Beğenilme : 4

 

Geçtiğimiz yıl “Rüya Kızlar” filmindeki rolüyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterildiğinde Eddie Murphy’nin kariyeri bir anda yön değiştirecek sanmıştık. Bu durum Murphy’nin uzun yıllardır emek verdiği komedi türünü terk edeceği anlamına gelmiyordu tabii ki. Ancak ünlü oyuncunun aday gösterildiği ödülün prestijiyle film tercihinde daha seçici olacağını, dolayısıyla kendisini daha kaliteli yapımlarda izleme fırsatına erişeceğimizi hissettiriyordu. Bu hissin tamamen bir yanılsama olabileceğini Oscar Ödül Töreni’nden kısa bir süre sonra vizyona giren “Norbit” yeterince açık ifade etmişti aslında.

Fakat her şeye rağmen yaklaşık son on beş yıldır tekrarladığımız cümleyi bir kez daha yinelemekte fayda var diyerek ‘Eddie Murphy’den ümit kesilmez’ diye düşünmüştük. Oysa ilk bakışta parlak bir fikrin başarılı bir uygulaması izlenimini veren “Bir Çılgının İçinde”den anlaşıldığı üzere Eddie Murphy’nin komedyenliğinden ümidi kesmenin vakti çoktan gelmiş belki de.



İnsan görünüşünde bir uzay gemisiyle yeryüzüne çakılan minyatür uzaylıların dünyayı kurtarma çalışmalarını anlatan “Bir Çılgının İçinde”nin Eddie Murphy’nin bir filmde birden fazla karakter canlandırma sevdasının son ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Gerçi bu filmde, herhangi bir makyaj efekti kullanmaksızın sadece iki farklı karakteri canlandıran Murphy’nin “Çılgın Profesör” ve “Norbit” filmlerine kıyasla çok daha az kılık değiştirdiği ortada.

Diğer yandan her iki karakteri de olağan görünümüyle canlandıran Eddie Murphy’nin yüzüne ya da bedenine makyajla müdahale edilmediği zaman tembel performansının iyice ortaya çıktığı da açıkça görülmekte. Sıkıcı tuvalet şakaları, fiziksel komedinin ön plana çıktığı ucuz espriler ve banalliğe varan yüz mimikleriyle tam anlamlıyla özensiz bir oyunculuk sergileyen Murphy, fazladan çaba harcamaksızın 80’li yıllardan kalma şöhretinin ekmeğini yemeğe kararlı olduğu ortaya koymakta.

Bununla birlikte, Eddie Murphy’nin bedeni üzerinde “Çılgın Profesör” ve “Norbit”tekine benzer bir oynama yapılmadığını öne sürsek de ünlü oyuncunun vücudunun bir uzay gemisi olarak kullanılması ciddi anlamda bir değişime de işaret ediyor aslında. Çeşitli bilgisayar efektleriyle uzay gemisinin giriş kapısı ya da penceresine dönüştürülen beden parçaları, fikir düzeyinde filmin gidişatına ilginç ve eğlenceli bir yön veriyor.

Fakat iş uygulamaya geldiğinde, “Bir Çılgının İçinde”nin bu kullanımı çoğunlukla “Siyah Giyen Adamlar”dan ödünç alması ve aynı numarayı özgünlükten yoksun bir üslupla olduğu gibi hikayenin içine yerleştirmesi filmi taklitçi bir karaktere büründürüyor. Nitekim Murphy’nin “Norbit” filminde de beraber çalıştığı Brian Robbins yönetmenliğindeki film, minyatür uzaylılar fikri başta olmak üzere en can alıcı özelliklerini de 1960’lı yılların bilimkurgu yapımlarından esinlenerek ortaya koymakta.

Diğer yandan, süresi boyunca eski dönem kült bilimkurgu yapımlarıyla dirsek teması içinde bulunan “Bir Çılgının İçinde”nin en çelişkili yanı bu teması eski filmlerle alay etmek için mi yoksa gidişatına yön verecek temel noktaları ödünç almak için mi kurduğunu tam olarak belli etmemesi. Kimi sahnelerde “Uzay Yolu” serisi dahil birçok bilimkurgu filminde karşımıza çıkan kaptan-mürettebat ilişkilerini tiye aldığını düşündürten film, çoğunlukla alay ettiğini sandığımız düzeneğin bir parçası olmakta.



Uzaylı yaratıkların dünyalı nesneleri keşfetme süreçlerini dile getirirken alaya alınacak derecede banalleşen “Bir Çılgının İçinde,” hikayesini süslediği komedi öğeleriyle güldürmekten çok banalliğiyle gülünç duruma düşmekte. Başta “E.T.” olmak üzere birçok bilimkurgu filminde ön plana çıkan çocuk-uzaylı dostluğunu olabilecek en bayat klişelerle donatan ve karakterler arasındaki duygusal bağları yavanlığın ötesine taşıyan filmi izlemek eğlenceli bir deneyimden çok vakit kaybına dönüşmekte.

Böylelikle dünya çapında milyonlarca hayranı bulunan kült bilimkurgu yapımlarıyla alay edebilecek kapasiteye daha en başından sahip olmadığını da belli eden film, bayat, özensiz ve kendi içinde tutarsız bir yapım olduğunu kanıtlamakta.

Eddie Murphy’nin sahici yeteneğini ortaya koymadan, gelişmemiş bir espri anlayışıyla donattığı “Bir Çılgının İçinde,” ne yazık ki başarısız ve üstünkörü bir film. Shaquille O'Neal’in başrolünü oynadığı “Kazaam” gibi filmlerden hoşlanan çocuk izleyiciler için orta derecede tatmin edici bir yapım olma ihtimali taşısa da yetişkin sinemaseverler için can sıkıcı bir deneyimden ötesini vaat etmemekte.

Son Güncelleme: 18-07-2008 16:37

Okuyucu Yorumları Bu gönderiyi websitemde yayınlayım Beğendim Yazdırayım Arkadaşıma göndereyim del.icio.us 'a kaydedeyim ilgili makaleler
 
Hancock PDF 

Yazan: Administrator, Tarih: 18-07-2008 16:30

Okunma Sayısı : 13

Beğenilme : 4

 

Hancock'un bütün pazarlama materyalleri, kaba saba, alkolik, küfreden bir anti-süper kahraman komedisini vaad ediyor. Will Smith’in Ben Efsaneyim gibi karanlık bir rolden sonra komediye geri dönüşünü merakla bekleyen hayranları için Hancock, tatmin edici bir deneyim olacaktır, en azından ilk yarısı boyunca.

Hancock’ın ilk yarısına ağırlığını koyan konsept aslında gayet orijinal ve ilgi çekici. Senaryonun yarattığı ilginç öneri şu: Çizgi roman ve sinema tarihinde takdir ettiğimiz süper kahramanların hemen hepsi temiz yüzlü, saygılı, temiz kalpli kişilikler. Her ne kadar kendilerine ait küçük kusurları olsa da Süpermen’in hiçbir zaman yaşlı bir kadına küfrettiğini, veya Batman’in küçük bir çocuğa aparkat çakıp 10 kilometre havaya uçurduğunu hatırlamıyorum. Bildiğimiz süper kahraman formülü her zaman dışı kadar içi de süper olan “kahraman”lar etrafında kurulmuştur.



Peki fiziksel bakımdan doğa ötesi güçlere sahip olan biri, psikolojik bakımdan kaba, sert ve depresif, kısacası süper olmaktan çok uzak bir kişilik olamaz mı? Özellikle normal bir yaşama sahipken birden dünyayı kurtarmakla görevlendirilen averaj bir kişiliğin bu tür davranış bozuklukları göstermesi, alkolizme kayması daha gerçekçi bir yaklaşım değil mi bu senaryoya? Örümcek Adam’dan bildiğime göre büyük güç, büyük sorumluluk demektir. Fakat tabii ki bazılarımız bu kadar büyük bir sorumluğun altından Peter Parker kadar kolay kalkamaz.

Geçmişini bilmeden süper kahramanlık damgası basılmış Hancock, işte bu tür bir süper kahraman. Yıllardır insanların hayatını kurtarmasına rağmen yeterince saygı görmeyen, bilmeden etrafı dağıttığı için halktan zılgıt yiyen Hancock, kendini depresyona ve alkole veriyor, bir süper kahramandan çok şarapçı bir evsize benziyor.

Film, ilk yarım saatinde Hancock’un kaba ve umursamaz davranışlarını süper güçleriyle karıştırarak gayet eğlenceli bir açılış sunuyor. Özellikle Hancock’un suçlularla dolu bir arabaya ve özellikle kendisiyle dalaşan iki hapishane kuşuna yaptıkları gayet orjinal ve saygıdeğer bir süper kahraman filminde göremeyeceğimiz türden.

Bu tür komedi-aksiyon sahnelerinin çoğunu fragmanlarda görmüşsünüzdür zaten. Ve fragmanlardaki sahnelerin hemen hepsi filmin bu ilk yarısına ait. Hancock’un küçük de olsa bir problemi buradan kaynaklanıyor. Çünkü Hancock, ikinci yarısında 180 derece dönüyor ve gayet ciddi bir tona ve türe ait karmaşık bir teoloji trajedisine dönüşüyor. Bu yazıda bazı sürprizleri bozmamaya dikkat ederek şunu belirteyim: İki karakter arasında oluşan, gereksiz bir özel efekt gösterisinden sonra, Hancock’un “ikilem”i ve geçmişi ile ilgili öğrendiğimiz bilgilerin ve fazla karmaşık doğa üstü kuralların sonu gelmiyor.



İlginçtir ki süper kahraman filmlerinin çoğu ilk yarılarını genelde kahramanımızın başlangıç hikayesine ayırır ve aksiyon dolu ikinci yarısından daha yavaş, daha karakter bazlı bir ton sergiler. Demir Adam, bu formülün en yakın tarihli örneği. Hancock, büyük aksiyon sahneleriyle başlayıp başlangıç hikayesinin detaylarıyla biterek tam tersi yolda gidiyor. Yani yavaş başlayıp hızlanmaktansa, hızlı başlayıp yavaşlıyor.

En son Krallık ile salonları patlatan Peter Berg, Hancock için yerinde bir seçim. Spor filminden komediye, komediden aksiyona her türü ustalıkla elden geçiren Berg, Hancock’un olağanüstü konseptine gayet yeterli bir oranda gerçekçilik getiriyor, her ne kadar Berg’in tipik “sallantılı gri paleti” usülü bazen eskise de (Merak ediyorum, acaba Berg bir sonraki projesi için Victoria dönemi bir kostüm dramasını seçerse, o film neye benzeyecek?). Marvel ve DC’nin hakim olduğu süper kahraman sinemasına orijinal bir bakış getiren Hancock, Demir Adam ve Kara Şovalye arasındaki boşlukta türün hayranlarını sevindirecektir.

Son Güncelleme: 18-07-2008 16:30

Okuyucu Yorumları Bu gönderiyi websitemde yayınlayım Beğendim Yazdırayım Arkadaşıma göndereyim del.icio.us 'a kaydedeyim ilgili makaleler
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 23 Toplam: 122
eXTReMe Tracker

Hepsi 1 | İyi Frm | Evanescence | Yorum At | Bez Bebek | Küçük Kadınlar

domain